Yunus Emre'nin izinde bir gönül yolcusu

Ben bu ile garib geldüm ben bu ilden bizaram
Bu tutsaklık tuzağın demi geldi üzerem
(Ben bu dünyaya garip geldim, bu dünyadan bıkarım
Bu bedende tutsak kaldım, bu tutsaklık bağını zaman gelince kırarım)
Ortaokulu o zaman Tokat müftüsü olan dedesinin yanında Tokat'ta okudu. Yunus Emre'yle ilk tanışması da bu yıllarda sınıfta Edebiyat öğretmeninin okuduğu bir Yunus Emre şiiriyle olmuştur. Şiirden çok etkilenmiş ve sonrasında Yunus Emre'yi rüyasında görmüştür.
Bir kez yüzün gören kişi ömrince hiç unutmaya
Tesbihi sensin dilinde ayruk nesne eyitmeye
(Bir kere yüzünü gören kişi, ömründe hiç unutmaz
Tesbihi sen olursun, başka varlığı anmaz)
Faruk Dilaver henüz yirmili yaşlarının başında insanlara yardım etmenin zevkiyle, aldığı maaşı isimsiz olarak muhtaç olan ailelere, fakir öğrencilere dağıtmaya başlamıştır. Kimsenin kimliğini bilmediği bu isimsiz kahraman halkın içinde "Seven Dede" olarak anılarak gönüllerde taht kurmuştur. Bu arada üniversite sınavını kazanarak Eskişehir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisine kaydolmuştur.
Bir kez yüzün gören kişi ömrince hiç unutmaya
Tesbihi sensin dilinde ayruk nesne eyitmeye
(Bir kere yüzünü gören kişi, ömründe hiç unutmaz
Tesbihi sen olursun, başka varlığı anmaz)
11 sene devlet memuru olarak çalıştıktan sonra Hacettepe Üniversitesine bağlı bir kuruluşta teknik sorumlu olarak işe başlamış ve Ankara'ya yerleşmiştir. Bu sırada çeşitli dönemlerde Almanya ve İngiltere'de bilgisayar eğitimleri almıştır. Bilgisayar'ın Türkiye'ye girmesinde ve yerleşmesinde büyük hizmetleri olmuş ve bu alanda çok sayıda uzman yetiştirmiştir.
Ne yapalım hayat suyunu, biz canı yağmaya verdik,
Cevheri sarraflara, madeni yağmaya verdik.
Benim o tüccar, hiç kar ve zarar gözetmedim,
Çünkü kardan da geçtik, zararı yağmaya verdik.
Bu kazada belindeki iki omur kemiğinde ezilme ve kaburgalarında eğilme meydana gelmiş, 8 ay çalışamadan yatmıştır. Bu sürede manevi konularda kitaplar okuyarak, kendisine ikinci bir şans veren Yaradana verdiği sözü tutma konusunda uğraş vermeye başlamıştır.
Bu ömrüm yok yire harc itmişem (harcamışam) ben
Canumu gör ne oda atmışam ben
İşidün iy yarenler ışk bir güneşe benzer
Işkı olmayan gönül misali taşa benzer
(İşitin ey dostlar, arkadaşlar! Aşk bir güneşe benzer,
Aşk ile yanmayan gönül katı bir taşa benzer)
Canlar canını buldum bu canum yağma olsun
Assı ziyandan geçdüm dükkanum yağma olsun
(Canlar canını buldum, bu canım yağma olsun
Kardan zarardan, her türlü menfaatten geçtim, dükkanım yağma olsun)
Yunus Emre bana, sohbet ettiği o insanı göstererek, "Bir gün gelecek, bu kardeşim beni sana anlatacak, beni sana tanıtacak," dedi. Bu rüyanın o kadar tesirinde kalmıştım ki, aradan yıllar geçmesine rağmen, çocukluk çağında gördüğüm o rüyayı hiç unutamadım.
Bundan önce geçirdiğim trafik kazası ve ölümden dönmenin tesiri ile ilgi alanıma hızla giren manevî olaylar sonucunda, otuz sekiz yaşlarındayken, yine bir gece rüyamda Yunus Emre'yi gördüm. Bana, doğup büyüdüğüm Samsun'un Vezirköprü ilçesinde bir isim ve adres vererek o şahsı bulmamı ve kendisiyle görüşmemi istedi.
Aradan aylar geçmiş, bir türlü gitme fırsatı bulamamıştım. Ancak babaannemin vefatından dolayı memlekete gittim. Verilen adresi kolayca buldum. Adı geçen şahsın evine giderek kendisiyle görüştüm. Bir divan üzerine oturmuş, kırk kilo civarında, esmer, küçük cüsseli bir kimseydi. Bana, rüyayı göreli aylar olduğu hâlde neden gelmediğimi sordu. Hayretler içinde kalmıştım. Kalbim heyecanla vuruyordu. Sonra, "Üzerimde bir emanet var, sana Yunus Emre'yi anlatacağım," dedi. İçimi garip bir duygu sarmıştı. Sanki ben onu yıllardır tanıyordum. Yoğunlaşan bu duyguyla yüzüne baktım. "Hani çocukluğunda bir rüya görmüştün. Dere kenarında bir ağacın altında, Yunus ile konuşan biri vardı ya, işte, Yunus'un sana işaret ettiği, sana Yunus'u tanıtacak olan O garip, benim," dedi. Aman Allah'ım, o andaki hâlimi size anlatmam mümkün değil! Herhalde biraz tahmin edersiniz. Perişan olmuştum, kollarım tutmuyordu. Bir kenara külçe gibi yığılmıştım. O arada bir bardak çay içip güçlükle kendimi toparlayabildikten sonra, başladı anlatmaya... Nasıl gariplere karıştığını, nasıl Yunus ile tanışıp, dertlilere paratöner olduğunu...
Bu sohbet sabah ezanına kadar sürdü. Artık, gariplerin kim olduğunu biraz öğrenmiş, onlara, tüm duygularımla yakın olmuştum. O, gariplerden bir garip, Yunuslardan bir Yunus'tu... Bize sırrını anlattıktan birkaç gün sonra bu dünyaya veda ederek, ebedî âleme göç etti. Ruhu şad olsun."
Aşık oldum erene ermek ile
Hak'kı buldum er yüzünü görmek ile
Aşıklara ne diyem ışk haberinden şirin
Işkıle dinleyene ey deyin birin birin
(Aşıklara aşk haberinden güzel ne diyebilirim?
Aşk ile dinleyene anlatacaklarımı söyleyeyim bir bir..)
Faruk Dilaver onu tanıyan herkesin sevgi ve saygısını kazanmış, büyük küçük herkesin "Faruk abi"si olmuştur. Yunus yolunda bir aşık olan Faruk Dilaver o yüce gönüllü Yunus'un ilkelerini benimseyip, kendinde yaşatmakta ve herkese Yunusça seslenmektedir:
Her kim bana düşman ise
Hak Tanrı Yar olsun ona
Her nereye varırsa
Bağ ve bahar olsun ona
Bana ağu sunan kişi
Bal ve şeker olsun aşı
Gelsin kolay cümle işi,
Eli erer olsun ona
Önümce kuyu kazanı
Hak tahtın ağdırsın onu
Ardımca taşlar atana,
Güller nisar olsun ona
Vurmaklığa kasd edenin,
Düşem öpem ayağını...
Her kim bizi yerer ise,
Hak dileğin versin ona
Acı dirliğim isteyen
Tatlı dirilsin dünyada
Kim ölümüm isterse
Bin yıl ömür versin ona
Miskin Yunus dünyada
Güldüğünü istemeyen
Ağladığım isteyene,
Gözüm pınar olsun ona
Yunus Emre